Gazibey Köyü Sivas
 
  ANA SAYFA
  VİDEOLAR
  RESİMLERİMİZZZ
  TÜRKÜLER
  GAZİBEY TV.
  KÖYÜMÜZDEN HABERLER
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  KÖYÜMÜZ HAKKINDA HERŞEY
  => Elbeyliler
  => Coğrafi Yapı ve İklimi
  => Gelenek ve Göreneklerimiz
  => SAVAŞ HATIRALARI
  => Yemeklerimiz
  => Köyümüzün İlkleri
  => Şehit ve Gazilerimiz
  => GEÇMİŞTEKİLERİMİZ
  => Gazibey Köyü Şehit Davut TOY. İköğretim okulu
  İŞTE GÖNDERİLEN ŞİİRLER
  ANKETLER
  MÜZİK ODASI
  ŞEHRİMİZ SİVAS
  ŞARKIŞLA FOTOĞRAFLARI
  KANGAL KÖPEĞİ
  İLGİNÇ BİLGİLER
  BİLİM-KÜLTÜR-SANAT
  DİNİ İÇERİKLER
  EĞLENCE
  İletişim
  GAZETELER
  Gazete
  HAVA DURUMU
 
  SİVASSPOR
 
  GALATASARAY
  FENERBAHÇE
  BEŞİKTAŞ
  DÖVİZ KURU
 
  Sayaç
  ...
Gelenek ve Göreneklerimiz

GELENEK VE GÖRENEKLER

*                                        SOSYAL   İŞLER

YEMEĞE   DAVET     :
       Köye gezmeye gelen misafirler, akraba veya yakın aile dostları, gelirken yanlarında  mutlaka hediyeler, yiyecek ve içeceklerle gelirler. Gelen hediyeler mevsimine göre değişir.
       Köye gelindikten bir gün sonra misafir oldukları evin hanımı, gelen hediyelerden uygun olanlarını köydeki hısım, akraba ve komşularına dağıtırsa, bunun anlamı misafirimi yemeğe çağırın demektir.
       Hediyeleri alan aileler ertesi günden başlamak suretiyle, genellikle öğle ve akşam yemeklerine,  misafirlerle ev sahibini davet ederler. Böylece misafir hem gezmiş , hem de çevreyi , akraba ve komşuları tanımış olur. Bazen kuşluk ve ikindi üzeri de davetler yapılır.
       Bu adet günümüzded de sürdürülmektedir. Çoğunlukla kadın misafirler için uygulanır.


EVDEN   AYRILMA   :
       Evden ayrılma çok çocuklu ailelerde olur. Birinci oğlan çocuk evlendikten sonra ikinci çocukta evlenirse, ya düğünden önce veya düğünden sonra anne ve baba tarafından ayırma işlemleri başlatılır.  Bazen uzun yıllar tüm aile birlikte de yaşıyabilir.
       Evin genişlik ve ailenin varlık durumu da dikkate alınarak yapılan ayrılma işlemlerine evin çocuk sayısı ve gelin kaynananın geçinmeleri de etki eder. Çocuğunun ayrılmasına karar veren bir aile ya oturdukları evin bir bölümünü kasarak , ya da yeni bir ev yaptırarak çocuğunun oraya yerleşmesini sağlar.
       Ayrılık sırasında anne ve baba ya çocuklarından birini tercih ederek onlarla birlikte oturmaya karar verir, veya onlar da ayrılabilir. Ayrılmalar sırasında zaman zaman tatsız olaylar görülmüştür. Sülale büyükleri ve akrabalar ayrılmalar sırasında hakemlik yaparlar. Ayrılmalara daha çok gelin ve kaynana çekişmeleri sebep olmaktadır.  Bazen gelinlerin aileleri de işin içine karışırlar.


ÇOCUKLARA  AD  VERME  (  İsim  koyma )
       Çocuk doğduktan sonra en geç bir iki gün içinde adı konur. Ad koymada söz sahibi aile büyüğüdür. Evde genellikle aile büyükleri olarak dedeler veya ebeler vardır. Bunlar yoksa amcalar yahut dayılar da isim koyabilirler. O evin sülalesinde daha önce yaşamış birilerinin isimleri konduğu gibi, yeni isimler de konur. Yahut askerlik arkadaşı, iş arkadaşı , askerlik komutanı veya yakın akraba adları da konur.
       İsim koyma hakkı ilkin erkeklere aittir. Kadınlarda koyabilirler. Eğer kız olmuşsa, ailede yaşayıp ölmüş olanların adları öncelikle düşünülür. Eğer yoksa ana tarafından isimlerde konabilir.
       Çocuk doğduktan sonra isim koymak için aile büyükleri bir araya toplanırlar. Besmele çekilerek çocuk; isim koyacak aile büyüğünün kucağına verilir. Çocuğun kulaklarına dönülerek Ezan okunur. Ezan üç kez tekrarlanır. Daha sonra belirlenen isim çocuğun kulağına fısıldanır. İsim de üç kez söylenir. Böylece isim konmuş olur.
       Yörede tek veya çift isimler de konur. İsimlerin birinin yeni, diğerinin aile büyüklerinin adı olarak düşünülür.  


VASİYET  ETME   :

       Vasiyet hakkını ebe, dede, anne ve baba kullanabilir. Sağlıklarında tarla, bahçe, harman yeri, kavak, kilim, halı veya hayvanlardan birini veya bir kaçını, bir yere yahut birine verilmek üzere vasiyet edebilirler.
       Gayri menkuller aile büyüklerinden dede veya baba tarafından vasiyet edilebilir. Vasiyetler genellikle, camiye, okula, mezarlığa veya , bir çocuğuna, torununa yahut evin varsa azabına verilmek üzere yapılır. Bazen de bir hayır kurumuna verilmek üzerede yapılır.
       Hayvan, eşya ve para gibi vasiyetleri hem aile büyükleri olan erkekler hemde kadınlar yapabilir.
       Eğer evlenecek çocuklar varsa onların evlilik masrafları için de vasiyetler yapılabilir. Oturulan ev birden çoksa evin biri de ancak çocuklardan birine verilmek üzere vasiyet edilebilir.
       Gayri menkul dışında yapılacak kıymetli mallar , köyün ortak kullandığı yol, köprü ve çeşme yapımı için de verilebilir.
       Vasiyetler yakın aile dostlarına, hısım ve akrabalara veya aile fertlerine söylenerek yapılır. Yazılı olarak vasiyet etme adeti yoktur.
       Kadınların vasiyet ettikleri nadiren görülmektedir. Bir kadının gayri menkul vasiyet etmesi için baba malı olması önemlidir. Ancak evin erkeği isterse kadını veya annesi adına da gayri menkul bağışlayabilir.  Vasiyetler mümkün mertebe yerine getirilmeye çalışılır.
       Bu adet günümüzde de aynen yürütülmektedir.  


BORÇ  MİRASLARI  :
       Ölen aile reislerinin mal mirasları kaldığı gibi, borç mirasları da kalabilir. Çocuklarıda tüm borçları sırasıyla hiç itiraz etmeden öderler. Ancak bazı alacaklılar, ölen kişinin ailesinin ekonomik durumu iyi değilse , helal ederek alacaklarının bir kısmını veya tamamını bağışlayabilirler. Bu durum çok sık görülmüştür. Bu durum da alacaklının varlığına bağlıdır.
       Borç mirasları cenaze kaldırıldığı gün veya bir iki gün içinde, ölenin çocuklarından birinin tüm borçlarına sahip çıktıklarını cemaat içinde yüksek sesle ilan etmesi ile başlar. Ölenin borcuna sahip çıkmak , çok büyük edep, ahlak ve fazilet sayılır. Bu yüzden yörede malada, borcada miras gözü ile bakılır. Yöre insanı inançları gereği kul hakkından çekinir.


EVLATLIK  ALMA   :
       Uzun süre çocukları olmayan çiftler, tedavi sonuçlarına göre, çocukları olmayacağına kesin olarak inanırlarsa, yakın akrabalarından birinin kı veya erkek çocuklarından birini evlatlık isteyebilirler. Ancak çocuğun çok küçük olması gerekir.  Bu akrabalardan erkek kardeşlerin çocukları tercih edilir. (  Miras bölünmesin diye ). Bazen kız kardeşin çocukları da tercih edilebilir. Kardeş   çocukları, evin babasının kardeşlerinin çocuklarıdır.
       Çocuk alındıktan sonra resmi olarak kayıt yapılır. İleriki yıllarda çocuk asıl anne ve babasını öğrense bile , bir şey değişmez. O evin çocuğu gibi saygı ve sevgisinden taviz vermez. Tabi olarak da tüm mirasın sahibidir. Asıl anne ve babası da isterlerse miraslarının bir kısmını bu çocuklarına verirler. Bu adette çok yaygın değildir. Ama yaşanmıştır.


İÇ GÜVEYİ  GİRME   :
       Yörede yaygın olmamasına rağmen iç güveyi alma veya girme adeti yaşanmıştır. Bu durum hem iki ailenin ve hemde oğlan ve kızın anlaşmalarına bağlıdır. Zorlama kesinlikle yoktur. İç güveyi olayının gerçekleşmesinde ekonomik durumlarında etkili olduğu bir gerçektir.
       Kız çocuğu olupta , erkek çocuğu olmayan aileler, eğer arazi ve malları da çoksa, kendilerine ve kızlarına uygun bir ailenin  erkek çocuğunu , anne ve babasından iç güveyi isteyebilirler. Bu durum önce anne ve babalar arasında konuşulur. Daha sonra erkek çocuğa açılır. Öncelikle erkek çocuğun bu durumu kabul etmesi çok zor olur. Eğer damat adayı da kabul ederse düğün yapılır, bir süre sonra gelin ve damat kız evine taşınırlar.
       Bu tür evlilikler pek nadir görülür. Kız evinin arazilerinin ve mallarının çok olması tercih sebebidir. Yörede bu tür evlilikler gerçekleştirilmiştir. Ancak iç güveyi olayı yörede pek hoş karşılanmaz. Daha çok yakın akrabalar arasında iç güveylik adetleri uygulanır.


İÇ GÜVEYİ  MİRASLARI  :
       İç  güveyi olan , hem iç güveyi olduğu evin tüm  mallarının       ( karısından dolayı ) , hemde babadan kalan malların kendisine düşenini alır.  Miras haklarının tümünün sahibidir. Her iki mirasında  sahibi olabilmesi için aile reislerinin ölmüş olması gerekmektedir. 


KUMA  ALMA   :

       Genellikle uzun süre çocuğu olmayan erkekler ikinci evlilik yaparlar. buna kuma alma denir. Kuma almak her iki eşin rızasıyla olduğu gibi , bazen erkek karısını dinlemeden de evlenir. Zaman zaman çocuğu olmayan kadının kocasını evlendirdiği de görülmüştür. İki evlilik çocuk olmama gibi zaruretler dışında çevrede hoş karşılanmaz.
       İkinci evliliği yapmadan önce çiftler tedavilerini tamamlamış olmaları gerekir. Bazen ikinci evliliği yapan erkeğin ilk eşi gidedebilir. Kuma almadan önce yapılan tedaviler sonucunda kadında kusur olması esastır. Bu adet yörede yaygın değildir. Çok nadir görülür.
       Çocukları olduğu halde ikinci evlilik yapanlarda vardır. Bu evlilikler hiç hoş karşılanmaz.


YAĞMUR  DUALARI   :

       Kurak geçen bahar aylarının sonuna doğru, halkta oluşan kıtlık korkusundan dolayı, yağmurların biran evvel yağması için toplu halde kurbanlar kesilerek dualar edilir. Bu dualara yağmur duası denir.
       Köyün büyükleri ve ileri gelenleri bir gün tespit ederlerdi. Daha sonra kurbanlar ayarlanırdı. Çevre halkı tarafından kutsal sayılan bir ziyaret yerine topluca gidilirdi. Kurbanlıkla birlikte bulgur, yağ ve diğer yiyecek ve içeceklerle kullanılacak kab , kaşıkta beraber götürülürdü.
       Köyün imamı yağmur duasını eder, orada bulunanlar amin derlerdi. Duadan sonra kurbanlar kesilirdi. Büyük ocaklar hazırlanır. Aşırma kazanlarda kurbanın eti pişirilirdi. Ayrıca pilavlar yapılır. Pişirilen et ve yiyeceklerden oradaki halka ikram edilirdi.
       Bazı yıllarda duanın ardından veya dua edilirken yağmurlar yağardı.   Yağmur duaları " Arap Dede " veya " Sarı Baba " ziyaretlerinde kesilirdi. Yağmur dualarına kadınların dışında, genç , yaşlı tüm erkekler katılırdı.  Özellikle çocuklar unutamayacakları anları yaşarlardı.


KABİR  ZİYARETLERİ  :

       Yörede genellikle bayramlar ve özel günlerde kabir ziyaretleri yapılır. Ayrıca gurbetten memleketine gelenler de ziyaret ederler. Kabirlerin ziyaretinde mezarlığa gidip dualar edilir. Mezarlığa girmeden genel bir dua edilir. Daha sonra herkes kendi yakınlarının mezarlarının başında dua eder. Kur'an dan ayetler okunur. Bu arada orada bulunan mezarın, ağaç ve çiçek gibi bitkilerinde bakımları yapılır. Bitkilere su verilir. Çevre temizlenir ve tekrar dualar okuyarak oradan ayrılırlar.


SÜNNET  ADETLERİ   :
       Eskiden okullar Mayıs ayının içinde tatile girerdi. Bu günlerde de havalar iyice ısınmış olurdu. Yöremize , Adana'dan, Gaziantep'ten, Şanlıurfa'dan, Kahramanmaraş'tan, Kayseri'den veya diğer illerden " Abdal " denen sünnetçiler gelirlerdi. Sünnetçiler ekip halinde gezerlerdi. İki üç kişi oyunlar çıkarır ve oynarlar; bir kişi de sünnet ederdi. Oyun ekibi müzik aletlerini kendileri çalar ve oynarlardı. Genellikle saz, cümbüş, gırnata ve def gibi aletlerdi. Sünnetçiler; köçekçe , yumurta atma ve yorgan çevirme gibi oyunlarla çocukları ve halkı eğlendirirlerdi.
       Sünnetçi ekibi bir köye girdiği zaman, o köyün çocuklarını sırasıyla peş peşe sünnet ederlerdi. Her yıl da aynı tarihlerde tekrar gelir ve aynı şekilde çalışırlardı. Sünnet edilen çocuklar bir iki gün sonra kontrol edilir ve daha sonra ekip yöreden ayrılırdı. Bazen sağlık sorunların olduğu zamanlar ve çocuklar da olurdu.
       Günümüzde tamamen hijyenik ortamlarda ve doktorlar tarafından yapılan sünnetler, düğünlere dönüşmüştür. 


RAMAZAN  DAVULU  ÇALMA   :

       Her yıl Ramazan ayı yaklaşırken, bir haftadan önceden Ramazan Davulcuları tutulur. Genellikle ekonomik durumu pek iyi olmayan ailelerin erkekleri ramazan davulunu çalarlar. Anadolunun birçok şehir,  köy ve kasabasında da bu adet uygulanır.
       Davulcular para veya bir mal karşılığında hizmet verirler. Her aile ücret öder. Gerçi son yıllarda bu ücret tamamen paraya dönüşmüştür.
       Göreve gelen kişiler öncelikle davullarını ayarlarlar. Eğer yoksa kiralarlar. Ramazan ayı başlayınca da , sahura yaklaşık yarım saat kala davulcular sokaklara çıkarak mani ve kasideler eşliğinde davul çalarak her evi mutlaka uyandırırlar. Söylenen maniler gününe, yılına ve o ev sahibinin namına göre değişebilir.
       Eğer uğradığı evler sahura kalkmışlarsa ve sofralarda kurulmuşsa o zaman, ev sahibi gelen davulcuya ikramda bulunur. Davulcuların bazen son uğradıkları evlerde de sahurlarını yedikleri olur. Bazen de tüm köyü dolaşıp birinin evine döndükleri de görülür.
       Ramazanda davul çalma adeti toplumsal olarak çok huzurlu ve neşeli geçer. Bazen davulcular edindikleri taze haberleri sahur vakti sıcağı sıcağına da dağıtırlar. 

  
ÇOCUKLARIN   KUR'AN  OKUMASI  :

       Okullar yarıyıl tatiline girince, camide kur'an kursu başlardı. Hemen her çocuk camiye gönderilirdi. İlkokula giden tüm çocukların katıldığı kurs tatil süresince devam ederdi. Kurs süresince dini bilgiler ve namaz duaları da öğretilirdi.
       Kurslar sabah erkenden başlar öğle namazında mola verilir, yemekten sonra tekrar başlar, ikindi namazı öncesi biterdi. Kursta sureliri hatasız ve düzgün okuyanlar bir üst sureye geçerdi. Eğer hatalı okunmuşsa bir gün daha çalışılırdı. Amentü okunup geçildiği zaman " Kulak çekme " adeti uygulanırdı. Kulağı çekene hediye verilirdi. Perşembe günleri de her çocuk evden , kurs hocasına verilmek üzere bulgur ve yağ gibi hediyeler getirirdi.
       Caminin kurs süresince ısınması için çocuklar evlerinden her sabah tezek getirirlerdi. Kursta caminin temizlik ve bakımı kurs öğrencilerine aitti. Her gün nöbetçiler ayarlanır, temizlik ve tezek kontrolleri yaparlardı. Kurslar çok zevkli geçerdi. Çocuklar arasında yarış olurdu. bu yüzden 15 günlük kurs süresinde  namaz surelerinin tamamı öğrenilirdi. 


ALIŞ - VERİŞ  ADETLERİ   :
       Köy halkı ve çevre köyler arasında yapılan her türlü alış verişler, eğer peşin değilse, bir veya birkaç vadede ödenmek üzere ayarlanır. Ortada senet , çek yoktur. Söz yeterlidir. Bu gün bile pazarlıkların çoğunluğu böyle yapılmaktadır. Söz , namus olarak kabul edilir. Kabul edilen vadeler şöyledir.
Ot biçimine = Mayıs ayının sonu, Haziran ayının başı
Gün dönümüne = Haziran ayının sonu
Harman kalkmaya = Ağustos ayının sonu
Yaz çoban ayına = Mart ayının başı
Güz çoban ayına = Kasım ayının başı
Koç katımına = Kasım ayının sonu
Ekin yetmiye = Temmuz ayının başı
Kurban bayramına
Ramazan bayramına
       Alış verişlerde ise günümüz ölçülerinin yanında genellikle şu ölçüler kullanılır.
Urupla, yarımla, mucur, çinik,  saplı, kile, teneke, batman, bir kalbur, bir gozer, çeten, çuval, torba, göz, heybe, hurç, kat, dürüm, adet, kulaç, adım, arşın, karış, ayak, 


ZOR  DURUMA DÜŞENLERE  YARDIM   :
       Toplumdaki sosyal dayanışmanın güzel örneklerinden biri de yardım etmektir. Her hangi bir sebepten veya olaydan dolayı maddi ve manevi açıdan zor duruma düşen ailelere " Dağ başına kış, insan başına iş gelmediği olmaz. ",  " Bu gün sana yarın bana . " atasözlerinden hareket edilerek el uzatılır.
       Mesele para ile halledilecek cinstense önce hısım ve akrabalar, daha sonrada yakın komşular ve tüm köylüler yardım ederler. Eğer işse, ozaman işin türüne göre aynı şekilde yardım edilir. Öküzü ölmüşse, hasta olmuşsa tabi afete uğramışsa  veya başka bir sebepten mağdur duruma düşmüşse hiç teretdütsüz herkes yardıma koşar. Yapılan bu ortak işlere imece denmez. Çünkü bu işler kişiye yöneliktir.
       Farklı durumlarda da yardımlar edilir. Mesela ; ev yaptırana, oğlan everene veya kız gelin edene herkes üstüne düşenin en iyisini yapmaya çalışır. Bilir ki bir günde kendisi aynı duruma düşecektir. Yardım eden bu insanlar toplumda itibar ve saygı görürler. " Ağalık vermekle olur. " Allah beni alan elden etmesin. Veren elden etsin. " atasözünden hareketle bu tür yardımlar yarış içinde yapılır.
       Bu tür kordinesiz ve lidersiz sosyal dayanışma biçimi, akraba ve komşuları birbirine daha çok yaklaştırarak ilişkilerini pekiştirip, toplumda güven duygusu aşılamaktadır. Ayrıca askerlik yapan çevre fakirlerinin çocuklarına da ailelerine söylemeden askerlikleri süresince harçlıklar da gönderilir. Eğer çocuk üniversitede okuyorsa aynı şekilde yardım edilir.


ÇOCUKLARIN  AKŞAM  OYUNLARI   :
       Yaz ve erken güz aylarında akşam karanlığı çöktükten sonra, mahalle arkadaşları harmanlarda toplanır. Televizyonların olmadığı bu yıllarda bu akşam oyunları çok tatlı ve birbaşka olurdu. Çünkü , çocukların tek eğlencesi idi. Akşama kadar her türlü işte oldukça yorulmalarına rağmen, yine de akşam oyun oynamak için havanın kararmasını iple çekerlerdi. Genellikle dışarda oynanan bu oyunlar erkek çocukların oluşturduğu karşılıklı iki gurup arasında oynanırdı.  Oynanan oyunlar;
Ay gördüm, Eş gördüm.


ÇOCUKLARIN  GÜNDÜZ  OYUNLARI   :
       Gündüz oyunları havanın ve mevsimin uygun olduğu her zaman oynanırdı. Kızlar kendi, erkekler de kendi aralarında guruplar oluşturarak oynarlardı. Erkekler guruplar halinde , tura, deve dişi, çelik, anası eğri, iki kişi ile de üç taş, dokuz taş, gıvı, oyunlarını; kızlar da anası eğri, evcilik, çizgi ve gıvı oyunlarını , eğer mevsim kışsa ; fotak çevirme, kızak kayma, kardan adam yapma, kar topu oynama, buzda kayma gibi oyunları da oynarlardı.
       Bu oyunlar sırasında çeşitli kazalar da olurdu. Özellikle çelik oyununda gözünü kaybeden , kızak kaymada da kol ve bacaklarını kıranlar olmuştur. Günümüzde bu oyunların yerini genellikle futbol almıştır. Zaman zamanda diğer oyunlar da oynanmaktadır.


PARA  FAİZSİZ  -  TARLA  İCARSIZ  ADETİ  :
       Yöre insanları zaman zaman hayatın gereği sıkıntıya düşerler. Veya beklenmedik olaylarla karşılaşırlar. Ekonomik sıkıntı getiren oğlan evermek, kız gelin etmek, ev yaptırmak, veya uzun süreli hastası olmak aileye külfet getirir.
       Bu durumlarda aile elindeki tarla ve  çayır gibi kıymetli ve verimli arazilerinden birini belli bir miktar para karşılığında kiraya verir. Bu süre içinde paraya faiz uygulanmaz. Tarladan çıkan mahsül para verene aittir. Para tekrar ödeninceye kadar arazi parayı verende kalır. Alınan para anlaşma süresi dolduktan sonra her an ödenebilir. Daha sonraki yıllarda da ödenebilir. Para ödendikten sonra arazi gerçek sahibine iade edilir. Bu anlaşma ihtiyar heyeti ve iki taraf arasında yapılır.

 bu bilgiler bekir güzeldağdan alınmıştır

MUSTAFA ŞAHİN  
 


.com


DUYURU PANOMUZ


AĞAÇ DİKME ÇALIŞMALARI ÇOK GÜZEL ŞEKİLDE YAPILDI...


- ARKADAŞLAR SİTEYE RESİM GÖNDEREBİLİRSİNİZ. MSN ÜZERİNDEN muuglaa@hotmail.com ADRESİNDEN GÖNDERİNİZ. AYRICA RESİMLER SAYFASINDAN SİTEYE ÜYE OLARAK DA GÖNDEREBİLİRSİNİZ TEŞEKKÜRLER



İÇERİKLERİMİZ GÜNCELLENMEKTEDİR..



- AĞAÇ DİKME FESTİVALİ BAŞLADI..




ZİYARETÇİ DEFTERİNE NOT BIRAKABİLİRSİNİZ

 
Reklam  
   
DİİİİKKKKAAAATTTT  
  MÜÜÜÜZZİİİİİİKKKK  
GÜNÜN SÖZÜ VE BİLMECE  
   
HAFTANIN ŞİİRİ  
  Benden selam olsun Bolu Beyi' ne



Benden selam olsun Bolu Beyi' ne
Çıkıp su dağlara yaslanmalıdır.
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir.

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı.
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Köroğlu düşer mi yine sanından,
Ayırır çoğunu er meydanından,
Kırat köpüğünden , düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır.
.

Köroğlu



 
bugün 2 ziyaretçi (60 klik) KİŞİ burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
tütüne son